Mehmet Hüsrevoglu:   "KUR’AN DA ZİKİR VE DUALAR" Kitabı Sayfa İçeriği

Mehmet Hüsrevoglu

Bu Sayfayı Paylaş; Bu sayfa 2988 Kez görüntülendi.

MUTASAVVİFE DE ZİKRİN KISIMLARI

Zikir; tasavvuf dünyasının birinci derece ilgi alanına girdiği için, konu ile ilgili ciddi tanım kaynağı oluşmuştur. Tasavvuf ehli genel olarak zikri üç kısımda incelemiştir:

  • HAKİKİ ZİKİR: Bu ancak kalb ile olur… Lisanın(dil’in) zikrullah çalışmasında asla haz ve nasibi yoktur. Somut bir eylem gözükmeden yapılan bu çalışmada dil hareket etmez… Düşünerek zihinde oluşan zikrullah ile zihin ve kalb birlikteliği hakiki

Bu tarz, Rasulullah sav efendimizin, Hicret gecesinde Sevr mağarasında, Hz.Ebubekir’e (r.a) diz üstü, tahiyyatta oturmuş şekilde, gözlerini yummak sureti ile öğrettikleri şekildir. Kur’an-ı Kerim’de;

“Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.“( el-A’raf, 205)

“Bunlar iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikri ile tatmin olur.“ (Rad, 28)

Âyetleri bu yöntemin delilidir…

  • CEHRİ ZİKİR: kalb eşliğinde dil zikri… Kalbin başka bir şeyle meşgul olmasına imkân ve-

rilmeksizin dil ile yapılan zikir yöntemidir. Esmaül Hüsna başta olmak üzere tesbihatsalâvat-ı Şerifeler ile kalpte iz bırakmak, mana ve hissiyattan mahrum kalmaksızın haykırmak zikirdir.

Resulü Ekrem sav efendimiz, Hz. Ali’ye; (r.a) Kâlb eşliğinde dil zikrini talim buyurmuştur. Başlangıcı Hz. Ali’ye (r.a) irtibatlandırılan; KâdiriŞazelî -Kübrevî Mevlevitarikatları bu zikir üzerinedir.

Zikrullaha devam ederken, kalb ve dil bağlantısı kesintisiz sürecek asla birbirinden kopmayacaktır. Kalbin katılmadığı bir zikir, uykuda sayıklamaya benzer.

Ali Ramitenî, Cehrî zikrin faziletini şöyle tavsiye etmektedir:

“…Son günlerini yaşayan bir mü’mine, yüksek sesle Kelime-i Tevhid telkin edilir… Tasavvuf; Tüketilen her nefesin son olma ihtimalini düşünür… Bu nedenle cehrî zikir tavsiye ediyoruz…”

  • ZİKR-İ LİSÂNÎ: Bu şekil; Tevhid veya Celal isminin sadece dil ile tekrarıdır. Bu yöntem tasavvuf ehlince en alt sınır olarak kabul edilmiştir. Kalpte tesiri olmayan mânen hazmedilmeyen bir zikir, ancak papağanlara mahsustur denilmiştir.

Kelime-i tevhid ve Allah’ın yüce isimleri zikir değil, zikre alettir. Allah kelimesinin oluşumuna hizmet eden eliflamhe harfleri bu yüce kelimenin kuruluşuna alet

olduğu gibi bu harfleri bütünü, zât’ı belirtmekte sadece vasıtadır. Allah kelimesine zikir denilmesi mecazdır.

Zikir bu kelimelerin kalpte sıkça kullanışından meydana gelen bir keyfiyettir. İcrâ ediliş biçimiyle ikiye ayrılır.

  1. İsm-i zat (Allah isminin zikredilişi)
  2. Nefy ve ispat (kelime-i tevhid)

Bu iki yöntemi Muhammed Mâsum ks. Uygulanış şekliyle şöyle tarif eder.

  1. a) İSM-İ ZÂT: zikrullaha niyet eden şahıs, öncelikle günahlarından dolayı Allaha içtenlikle tövbe eder. Ölümü hatırlar, kalbini kötü düşüncelerden temizler. Allah’a yönelerek nefis arzu ve isteklerini reddeder.

Dilini üst damağına yapıştırır, hayalen kalbine bakar ve kalbinin Allah… Allah… Allah… Ritmi ile zikrullaha başladığını hissederek seven sevdiği ile baş başa kalır. Bu şekil zikrullah icrasına, kalb ve beden iştirak etmez.

Kalbî zikir; Zikrullah ile vaktini değerlendiren şahsın, hayalen kalbine yönelmesi ile meydana gelir. Bu işler bir meleke haline gelmelidir… Sanki işitir ve görür gibi… Sıralama neticesi kalb, Allaha yönelmelidir. Zikreden

ne zaman kalbine baksa onu zikreder halde bulmalıdır… Bu işlem zaman içinde bir alışkanlık, bir meleke sağladığı için artık kalb zikrullah icrasından vazgeçemez hale gelir…

Zikrullah ile her ânını değerlendiren ve Allah ile meşgul olan kimse, istikamete kavuşur ve bu yolda ilerlemeye başlar… Tasavvuf’ta belirli sıralama dâhilinde, Zikrullah’a devam tavsiye edilir… Bu sıralamaya “Letâifi hamse” ismi verilmiştir… Bunlar:

  1. Kalb b) Ruh c) Sırr d) Hafî e) Ahfâ letâifleridir

Letaif kelimesi, gözle görülmeyen manevî özellikler anlamına gelmektedir…

Bu melekeler çalışmaya başlayınca “Nefs-i nâtıka”

diye tanımlanan en üst makama ulaşılır…

Kalb letâif’i: Sol memenin yanında ilahi huzur ve tecelli yeridir.

Ruh letâf’i: Sağ memenin altında, ilâhi aşk ve muhabbet yeridir…

Sır letâif’i: Sol memenin üzeridir… İlahi ma’rifet yeridir…

Hafî letâif’i: Yeri, sağ memenin üstündedir…

Ahfâ letâif’i: Yeri, göğüs kafesinin üzeridir… İlahî sır mahallidir.

Nefs-i nâtıka nın yeri ise iki kaş’ın arasıdır…

  1. NEFY VE İSBAT: tasavvufi usulde, “LAİLAHE İLLALLAH” yüce kelimesi ile sürekli olarak zikre devam etmek isteyen, öncelikle dilini üst damağına yapıştırır, nefesini göbeğinin alt tarafında tutar, oradan hayali olarak “L” kelimesini yukarı doğru çıkartır, beyin veya zihinde bir an bekleterek, zihinsel olarak“İLAHE” kelimesini sağ omzuna taşır. Sağ omzundan “İLLALLAH“ kelimesini, kalb üzerine taşır. Nefes bırakıldığı anda “MUHAMMEDUN RESULULLAH” denilerek kelime-i tevhid zikri tamamlanmış

Muhammed Mâsum bu konu ile ilgili ayrıca altı şart daha ekleyerek şöyle diyor:

  • “LA MAKSUDE İLLALLAH” Allahtan başka ulaşılacak hiçbir gaye ve hedef olmadığı manasını düşünerek, NEFY yani yokluk ve hiçlik sıfatı ile bezenmiş tüm yaratılmışların FANÎ olduğunu; BÂKÎ olanın Allah olduğunu haykırmak
  • Huşu ve huzur ile zikrullaha devam. Yani Allaha yürekten ve içtenlikle, tevazu ve alçak gönüllülük içinde zikrullaha, devam
  • Vukuf-ı kalbi: zikreden kimsenin her zaman kalbini Allaha karşı uyanık tutması ve sürekli kalbin denetimidir. Kalbin sürekli zikrullah ile uğraşması neticesinde Allaha ulaşılacaktır. “ Ne yana dönseler Allah’ın vechini bulurlar“ ayeti bu konu için delildir. (Bakara,115 )
  • Nigahdaşt: kalbin her türlü vesvese şüphe ve kötü işlerden korunmasıdır. Allah ile beraber belli bir huzura ulaşıncaya kadar bu halin devamını muhafaza anlamına gelir. Dünyevi kavramlar yerine sürekli kelime-i tevhidi kalbte tutma becerisi diye tanımlanabilir.
  • Vukıf-ı adedi: günlük zikrullah icrasında ödev olarak verilen sayılar nisbetinde zikre devam
  • Rabıta: müridin kâmil mürşidine yürekten bağlanması ve her an berabermiş gibi düşünmesi hayal etmesidir. Seven sevdiğini hayal

Mürid her an Allah ile beraber olduğunu bilen bir şahsiyettir. Allah’ın rızasına ulaşabilecek bir öğreticiye ihtiyaç duyulması zaruri olduğuna göre bu öğretici ile hayalen beraber olmak ve onun yaşamını kopya etmek RABITA kavramının basit tanımıdır…

Müridin hayalen mürşidini rehber olarak görmesi neticesinde, Allah ve Resulü’ne olan sonsuz sevgi ve bağlılık kalıcı hale gelecektir.

“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhari)

“Herhangi bir topluluğa benzemeye çalışan, onlardandır.“ (E. Davut) hadisi şerifleri bu konu için delil sayılmıştır.

Rabıta, nerede olursa olsun Allah’ın huzurunda olma duygusunu canlı tutma sanatıdır denilmiştir…

Şeyh Necmüddin Dâye, zikredilen altı maddeye ek olarak; zikrullahtan tat alınıp, manevi yönden başarı kazanmak için yapılması gerekenleri;

“Allah’ın mescitlerinde, Allah’ın isminin anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışan kimselerden daha zalim kim olabilir?” (Bakara, 114)

Ayeti kerimesini delil gösterip, işaret edilen ve tasavvuf erbabınca, gönülde olduğuna inanılan manevi mescid çeşitlerini şöyle sıralar:

  1. Mescid-i nefs zikri: Nefis mescidinin zikri, Haram ve Helaller’e uymak, ibadetleri eksiksiz yerine getirmektir. Mescidi nefsin harap olması ise, Haram’a yaklaşmak, ibadetlerde eksiklik ve Hasenât diye tanımlanan güzel işleri terk
  2. Mescid-i kâlb zikri; Tevhîd ve mârifettir. Şüpheli olan şeyleri terk etmemek veya şehvetle, şüpheli olan fiil ve davranışa yönelmek zikri iptal, mescidi harab

Allah Hz. Davud’a hitaben;

“Ey Davud: sana inanlar, şehvetle bir iş yapmaktan sakınsınlar. Zira şehvetle yapılan işlerde, kalp ve akıl birlikteliği yoktur.” buyurmuştur.

  1. Mescid-i ruh’un zikri: Şevk ve muhabbettir. Zikrullah şevk ve muhabbetle olmalı, zikirle birlikte benlik erimelidir… Her türlü haz ve zevk alma dürtüsü, tembellik, zikri
  2. Mescid-i sırr’ın zikri: Allah’ın kendisini gözetlediğinin bilincinde olma çabasıdır (müşahede). Kulun, Allah tarafından gözetlendiğini bir an olsun aklından çıkartmaması ibadettir. Keramet göstermek, velilik arzusu, mescid-i sır makamını harap
  3. Mescid-i hafî zikri: Öz benliği veya egoyu terk edip tamamen Allaha yönelmek ve O’na ulaşmayı arzu etmektir…

Kerametmükâşefe yani, akıl veya duyu organları ile elde edilemeyen bilgilere ulaşma, kalb gözünün açılması gibi çok özel kabiliyetlere iltifat etmek, bu mescid’den zikri men eder.