Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, Resulullah (s.a.v.) efendimize salâvat getirmeyi zorunlu kılmıştır.
Bu ayeti kerimeden anlaşıldığı gibi Allahu Teâlâ Rahmet ve nimetleri ile Melekler istiğfar, mü’minler salâvatı şerife ile Nebî sav Efendimize ikramda bulunurlar.
Benzeri salâvat çeşitleri ile kesintisiz Resûlullah ile iletişim kurmak bir vecibedir. Resulullah (s.a.v.) efendimizin ismi anıldığında salâvat getirme gerekliliği konusunda birçok hadis vardır
. “Kim bana bir defa salâvat getirirse Allah o kimseye on misli rahmet eder.” (Müslim)
“Kıyamet günü insanların bana en yakını, üzerime salâvatı en çok getirendir.” (Tirmizi)
“Cuma günü, en faziletli bir gündür. O günde benim üzerime salât ve selamı çok getirin. Zira sizin salâvatı Şerifeleriniz bana arz olunur.” Buyurduklarında, sahabe;
Ey Allah’ın Resulü, siz çürümüş halde iken bizim salâtımız (ve selamımız) size nasıl arz olunur? Diye sordular:
Nebî sav efendimiz cevaben:
“ Allah, peygamberlerin cesetlerini (yiyip çürütmeyi) Arz’a haram kılmıştır…” buyurmuşlardır. (E:Davud)
Bir başka Hadis-i şerifte;
“Yanında anıldığım halde üzerime salât ve selam getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün.” (Tirmizi)
“Cimri yanında anıldığım halde, üzerime salât ve selam getirmeyendir.”(Tirmizi) buyurmuşlardır.
Salâvatı şerife konusunda hadis kitaplarında mutlaka müstakil bir konu başlığı açılmış ve önemi belirtilmiştir.
Resulullah (s.a.v.) efendimizi saygıyla anmak, onun hakkında Allah’tan hayır talebinde bulunmak Allah’a yönelmenin en güzel vasıtalarından biridir.
Duaların başlangıç ve bitiminde salâvat getirmek, duanın kabulü için bir ön şarttır. Nebî sav efendimiz;
“Biriniz dua edeceğiniz zaman önce Allah’a Hamd ve övgü ile başlasın, sonra bana salât ve selam getirsin. Daha sonra dilediği şekilde dua etsin.” (Tirmizi)
“Resulullah’a salâvat getirilmedikçe dua Allah katına yükselmez.” (Tirmizi) Buyurmuşlardır…
Her namazda salâvatı şerife okumak Hanefilere göre sünnet, İmam Şafi’ye göre şarttır.
Sahabe, “Ey Allah’ın Resulü, sana salam vermeyi biliyoruz, ama nasıl salâvat getireceğiz?” diye sorduklarında Resulullah (s.a.v.) efendimiz, “Her vakit namazında okuduğumuz salâvatı ashabına öğretmiştir.”
Bir gün Nebî sav efendimiz minbere çıktı âmin dedi… Sonra bir basamak çıktı âmin dedi… Sonra bir basamak daha çıktı âmin dedi…
Bu hal sahabenin dikkatini çekti ve Muaz ra. Tekrar tekrar âmin demesinin sebebini Resulullah sav efendimize sordu cevaben:
“Cebrâil bana gelerek dedi ki; Yanında ismin zikredilip te sana salât ve selam getirmeyen kimse bu halde iken ölürse, cehenneme girsin… Allah o’nu rahmet ve mağfiretinden uzaklaştırsın… Âmin de, dedi. Âmin dedim…
Kim Ramazan ayı na ulaşır da, O şahsın Orucu ve ibadeti kabul olmaz ve o kimse bu halde iken ölürse, Allah o’nu Rahmet ve mağfiretinden uzaklaştırsın… Dedi ve benimde âmin dememi istedi… Ben de âmin dedim…
Kim annesine ve babasına veya bunlardan birine ulaşır da, onlara bakmaz, böylece ölür ise o kimse cehenneme girsin… Allah o’nu rahmet ve mağfiretinden uzaklaştırsın… Dedi. Bana da âmin de dedi… Ben de âmin dedim. (İ.Suyûti, Menahil. Nak. Altınoluk sohbetleri5/10)
Bu önemli Hadis-i şerifler nedeniyle, mü’minlere bulunduğu mecliste bir kez salâvat getirmekle vucubiyetin kalkacağı belirtilmiştir…
Salâvat-ı şerife mü’minler için şifadır. Nebî sav efendimiz; Her hangi bir konuda ihtiyaç sahibi olan, bir şeyi temin etmede zorlanan, gam ve kederden kurtulmak isteyen, bereketli bir yaşam arzulayan; Bana çokça salâvat getirsin… Buyurmuşlardır. (Kenz-ül İrfan)