“ Yedi gökle yer ve bunların içinde bulunan melekler – cinler – insanlar onu tesbih ederler hiçbir şey hariç değil hepsi ona hamd ile tesbih eder fakat siz onların tesbihini iyi anlayamazsınız o hakikaten halimdir gerçekten affedicidir.”( İsrâ , 44)
Bu âyet-i kerime ile birlikte, beş tanesi sûre başı olmak üzere, canlı cansız bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiği açık ve net olarak yedi ayet’te belirtilmektedir…
Ayeti kerimeden anlaşılıyor ki bu kâinatta var olan her şey Allah’ı zikretmektedir…
Çağdaş diye nitelenen eğitim sisteminde, cansız olarak öğretilen varlıklar, tam tersi kendi oluşum programı dâhilinde zikir ile meşgul olmakta, Allah’ı tesbih etmektedirler…
Varlıklar âleminin tamamı düşünüldüğünde ortaya eşsiz bir kâinat tablosu çıkmaktadır…
Dağlar, taşlar, ağaçlar, çiçekler, haşerat dâhil tüm hayvan ve insanlar yeryüzünde hareket eden her şey ve bunlara ilave olarak gök sakinleri ne varsa tamamı Allah’ı zikrederek ona doğru yükselmektedirler…
Görünen ve gözükmeyen bütün varlık âleminin canlı olduğunu hissetmek insanı ürpertecektir. Eli ile dokunduğu ayağı ile bastığı her nesnenin Allah’ı tesbih ettiğini algılamak, onların’da tanımlanamayan bir yaşam sahibi olduğunu düşünmek gerekmektedir…
Her türlü kirden arınmış ve sâfiyete ulaşmış bir ruh, hareketli hareketsiz her nesnenin Allah’ı tesbih ettiğini anlar ve o saf ruh, gafillerin kavrayamadığı kâinat sırlarına vâkıf olur…
Uyanık bir kalb ile gafil bir yaşam içinde ömrünü tüketen kalb arasında perde vardır.
Tüm evreni oluşturan varlıklar arasında, Allah’ı tesbih etmek, ona hamd etmek onu bilmek ve her şeyi yoktan vâr eden yüce yaratıcıya boyun eğmek her şeyden önce insanoğlundan beklenir.
TESBİH: Allah’ı (c.c) yüce zatına layık olmayan her şeyden, dilimizle ve kalbimizle tenzih etmek, O’nun kusursuz olduğunu beyan etmektir… Kur’an-ı Kerimde tesbihat ile ilgili 45 ayet-i kerime bulunmaktadır…
Tesbihten maksat; her canlının kendisini ifade etme kabiliyeti neyse o şekilde Allah’ı yüceltmesidir. İ. Hakkı Bursevi şu misali veriyor:
“Toprak yerinden ayrılmayıncaya dek, kavun karpuz ve benzeri tüm bitkiler koparılmayıncaya dek, yaprak ağaçta iken, su aktığı sürece vahşi hayvanlar ve kuşların çığlıkları birer tesbihattır.”
Ayette geçen gökler ve yeryüzünün tesbihi; Allah’ın hikmetine kudretine ve onun varlığına delalet etmek için kendi konumu içinde hâl diliyledir. Yer ve gök arasındaki, melek cin ve insanların tesbihi ise kendilerine has lisanları iledir.
Tesbihattan maksat; konuşan canlıların lisanı ile diğerlerinin de bulunduğu makam ve konum itibari ile zikretmesidir…
Hayvanat, bitkiler ve eşyadan hiçbir şey yoktur ki, Allah’ın hikmetini kudretini yaratıcılığını göstermek için Allah’ı tesbih etmesin… Ancak insanların harici diğer varlıkların tesbihatına şahit olmak için manen ileri boyutlarda olmak gerekir.
Resulu Ekrem s.a.v efendimiz; “ Mekke’de bir taş biliyorum ki, Peygamber olmadan önce bana selam verirdi… Şimdi de o taşı biliyorum.” Buyurmuşlardır…(Müslim)
Hz. Ali ra. şahid olduğu şu olayı aktarmaktadır:
“ Biz Mekke’de Resulullah s.a.v ile birlikte bazı nâhiyelere doğru yola çıkmıştık, önüne gelen hiçbir dağ ve ağaç yoktu ki ona Esselamu aleyke ya Resulallah… Demesin” (Tirmizi)
İbn-i Mesud; “Nebî sav efendimizle beraber yemek yerken yemeğin tesbihini işitirdik” şehadeti önemlidir. (Buhari)
İbn-i Abbas, Sad suresi 17-19. Ayetleri açıklarken “Davud as. Allah’ı tesbih ettiği zaman, dağlar onun tesbihine eşlik ederlerdi” demektedir.
Şeyh-i Ekber Muhiddin İbn-i Arabî, yaratılan tüm varlıkların kendi dilleri ile Allah’ı zikir ettiklerini belirterek, derece olarak dört farklı biçimde mevcudat’ı inceler:
CEMÂDÂT: (Cansız varlıklar) Zikrullah ve tesbihatta en uyanık olanlardır. Hiçbir geçim sıkıntısı ve dünya düşüncesi olmaksızın Hakk’a uyan, Allah’ın hükümlerine teslim olup boyun eğen varlıklardır. Dağlar, sular ve toprak gibi varlıklar bu sınıfa girer…
NEBATÂT: (Bitkiler) Allah’ı zikretmek ve tesbih konusunda cansız varlıklardan bir derece aşağıdır zira doğup gelişmek, meyve verebilmek için su, toprak, güneş, hava gibi ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçları temin esnasında gaflete düşebilirler.
HAYVANÂT: Hayvanların zikir ve tesbihleri, derece olarak bitkilerden aşağıdadır… Büyüme, üreme, hasta-
lık, geçim temini ve diğer ihtiyaçları bu sınıfı daha fazla gaflet’e düşürmektedir.
İNSANLAR: Bitki ve hayvanlarda olan tüm ihtiyaçlarla beraber, akılları itibari ile benlik, hayat, hafıza, şüphe, vesvese, hırs şehvet, gibi özellikleri, onları zikrullahtan geri bırakmaktadır.
İnsanoğlunun yaratılış gereği bünyesinde mevcut olan zafiyetler nedeniyle doğru yolu bulabilmeleri için Resul ve Nebileri vasıtası ile vahiy göndererek Hakk’ı bildirmiş ve hidayet yolunu göstermiştir. Yaratılan varlıklar içinde en fazla gaflete düşen varlık insandır.”
Şeyh Necmeddin Daye, Şeyhul Ekber gibi varlık âlemini ve tesbihatı üç kısıma ayırmaktadır:
Zevil ukûl tesbihi, yani kendisine akıl bahşedilmiş varlıklar dil ile Allah’ı tesbih ederler… Tesbihat ile birlikte lisan veya bedenle yapılan ibadetlerde bu kapsam içindedir. Tesbihi ukala yani akıl bahşedilenlerin tesbihi melek ve insanoğluna mahsustur.
Meleklerin tesbihi sürekli Allah’ı yüceltmekle olur. Meleklerin tesbihi insan gıdası gibidir. Onlar tesbihat ile diridirler eğer tesbihattan kesilirlerse helak olurlar. Tesbihat, meleklerde derece olarak ilerleme sağlamaz..
İnsanların tesbihatı ise melekler gibi Allah’ı yüceltmekle olur. İnsan Allah’ı tesbih etmekle yükümlüdür…
Ancak melekler gibi yaratılış sebebi olmadığı için zikrullaha devam ve sürekli tesbihât, manen ilerleme ve yücelmelerine sebep olur.
Canlı ve cansız varlıkların tesbih’i için Yeryüzü bir fânus olarak düşünülürse, bu fânus altında cümle âlem kendi lisanı ile zikrullaha devam ederler.
Hayvanların tesbihi, kendi dilleri ile oluşan, ötüş veya haykırış şekilleridir…” demektedir.
Konunun öneminden dolayı tekrar etmek gerekirse sadece insanların değil, şuursuz olarak tanıdığımız hayvanların, güneşin, ay ve yıldızların dağların, ağaçların, taş ve toprağın Cenab-ı Hakkı zikretmiş olduğu şu ayet-i kerimelerle net olarak beyan edilmektedir:
“Ey insanoğlu göklerde ve yerde var olan her şeyin güneşin ayın, dağların, ağaçların ve hayvanların Allah’ın önünde secde ettiğini görmüyor musun?”(ElHacc, 18)
“Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmektedir. O aziz ve hâkimdir…”(El-Hadid, 1)
Cemadât ve hayvanatın tesbih ettiğini şu ayeti kerimeden öğreniyoruz:
“…..Dağları biz onun emrine (Davut )verdik ki , akşam sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi…Kuşları da toplu halde onun emrine vermiştik; Hepsi birden ona yönelirlerdi…” (Sad-17-19)
Yukarıda bir kısmını sıraladığımız ayeti kerimelerden varlıkların kendilerine has canlılığı, atomik yapısı ve gücü olduğunu öğreniyoruz.
Ayrıca Hadis-i şeriflerden, insanoğlu dışında diğer yaratılmışların Nebî ve Resuller ile bağlantısı olduğuna inanıyoruz.
Allahu teala, göndermiş olduğu Resul ve Nebilerine inanmayan topluluklara, taş bitki ve benzeri varlıkların Allah’ın varlığı ve birliğine şahadet ettiklerini göstermiş, cansız diye bildiğimiz varlıklar dile gelmiştir.
Rasulullah sav. Efendimize inanmayan, amcası Ebu Cehil’in elinde tuttuğu taşlar dile gelerek şahadet getirmiş olmasına rağmen Ebu Cehil iman etmemiştir.
Hz. Musa as’ın, elindeki sopası ile suya vurduğunda Kızıldenizin yarılması, firavun ordusunu tanıyıp onları boğması, Hz. Süleyman as’ın hayvanlar âlemini idare etmesi hep NASS ile sabit gerçeklerdir…
Rasulullah s.a.v efendimizin üzerine çıktığı hurma kütüğünün artık kullanılmayacak olmasından dolayı ağlayıp inlemesine yüzlerce sahabe şahit olmuştur.
Sahipleri tarafından zulüm ve işkence altında çalıştırılan binek hayvanları dile gelerek, sahiplerini, Nebî
“Kuşların sultanı leylekdir.
Onların leklek diye çıkardıkları ses nedir bilirmisin hamd-ü lek – şükr-ü lek – mülk-ü lek ya müsteân… Diye
zikrederler.” Yani hamd sana şükür sana mülkün sahibi kendisinden yardım istenen Allah’ım…
Kur’an-ı Kerim, hayvanlar âleminin, bir ümmet, bir topluluk olduğunu bize öğretmektedir…(En’an, 38)
Ayrıca; BakaraEn’amNahlNemlAnkebutFîl sureleri, canlı türleri ile isimlendirilmiştir…
Nebî sav efendimiz;” Hayvanlara duyulan merhamet ve onlara yapılan her iyiliğin bir sevabı olduğunu” beyan buyurmuşlardır…(BuhariMüslim )
Özellikle, eşyanın tabiatı ile ilgili Darvinistpozitivist eğitim neticesinde cansız varlıklar olarak öğretilen yaratılmışlarında birer varlık olduğunu ayetlerden öğrenmiş olduk…
Yanlış öğretiler ve alışkanlıklar, çağdaş! Bilime uygun olsun diye Kur’an’da olmayan değişik yorumlara başvurmak lüzumsuzluktur. İmânî tehlike oluşabilir…
Mükemmel ve en üstün varlık olarak yaratılan ilk insanı, hayvanla insan arası bir yaratık (maymun) olarak savunan öğretiler evrim teorisi olarak, İslam karşıtlarınca kabul ediliyorsa;
Allah’a iman eden tüm bireyler, insanı başlangıçtan son ferde kadar mükemmel yaratılmış mükerrem insan olarak bilmek zorundadır…
Canlı cansız tüm varlıkların Allah’ı zikretmesi;
İnanmayan, bulanık kafalara sığmayan bir konudur.
Varlıklarla ilgili bütün kavrayışlarımız, her şeyden evvel kâinatı yok’tan vâr eden Allah’ın kanunlarına uygun olmalıdır…
Tüm yaratılan şeylerin Allah’ı tesbih ettiği gerçeği inkâr edilemez… Aksi iman problemi çıkarabilir…