KELİMEİ TEVHİD

KELİMEİ TEVHİD

KELİME-İ TEVHİD

Müslüman olabilmenin ilk şartı kelime-i tevhid’dir.

Kelime-i tevhid; “lâilahe illallah Muhammedun Resulullah“ diye tanımlanan, güzel kelimelerden ibarettir…

   Müslüman olarak doğan veya Müslüman olmak isteyen bir birey içtenlikle, kalb ve zihinde en ufak bir aykırı düşünce bulunmaksızın, diliyle bu güzel kelimeleri ifade edecektir. Dil ve kalb eşliği neticesi söylenen bu söz ile her bir birey, mü’min sıfatını kazanmış olur…

   İnsanoğlunun yaratılış sebebinin; Allaha ibadet ve kulluk olduğu, zâriyat suresi 56. Ayette,

  “Ben insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.“ diye beyan edilmektedir…

   Kulluk kelimesini;  İnsanın yaratılış amacına uygun hareket etmesi, yaratıcının emrettiği hayatı düzen olarak seçmesi ve bu çerçeveyi ihlal etmemesi diye tanımlamak mümkündür.

   Yaratıcının istediği şekilde hareket edilmesi kulluk, Allah’ın dışında diğer varlıkların emri altına girmek ise isyandır. Bundan dolayı “lailahe illallah “ kelimesi HAK ile BATIL’ı birbirinden ayırmış, gizli veya açık şirkin reddi anlamında tek bir varlığın İLAH olarak kabulü istenmiştir.

   Kur’anı Kerim, yegâne yaratıcı olan Allah’ın dışında üretilen yapay tanrıları TAĞUT diye isimlendirmiştir.       Nisa suresi ayet 76’da uyarı açıktır:

  “İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler ise TAĞUT yolunda harb ederler. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz ki şeytanın hilesi zayıftır.“

 Bu konuda incelendiğinde anlaşılıyor ki; TAĞUT: insanları Allah’ın emirlerine uymaktan men eden, ilahi emirler yerine kendi sistemini, yerleştirmeye çalışan canlı, cansız, gerçek, hayal, maddi veya manevi,  güç veya güçlerdir.

  O halde LAİLAHE İLLALLAH derken, Allahtan başka bütün sanal ilahları, bireylerin Allah’a yönelmesine engel olan güç odaklarını ret etmektir…

Sadece ve sadece yüce yaratıcı Cenabı Allah’ı ilah olarak kabul edip, kulluğu Allaha ayırmak ve bu şuur ile kelime-i tevhid zikrine devam etmek gerekir.

   LAİLAHE İLLALLAH olan kelime-i tevhid zikri; iman etmenin başı olduğu için zikrullah’ın en yücesidir.

    Tasavvufta kelime-i tevhid zikri; Dünyevi hırs, limitsiz arzu ve isteklere set çeken, nefis terbiyesi sağlayan, zikir çeşitlerinin temeli olarak kabul edilmiştir…

    Resulullah sav efendimiz:

    “LAİLAHE İLLALLAH zikri ile Allah arasında perde yoktur.“

    “LAİLAHE İLLALLAH kelimesi ile imanınızı tazeleyiniz. “ buyurmuşlardır. (Müsned)

    Bu nedenle kelime-i tevhid zikrinin vakti olmaz. Her an her yerde imanımızı bu yüce kelime ile yenileyeceğiz… İmam-ı Rabbanî hazretleri kelime-i tevhidin yüceliği konusunda şöyle diyor:  Resulullah sav efendimiz;

   “LAİLAHE İLLALLAH diyen cennete girer.” (Suyutî)  buyurmuşlardır… Bu nasıl mümkündür diye kısa görüşlüler hayret etmektedirler. Bunlar, bu güzel kelimenin bereketine ulaşamayan, erişemeyenlerdir… Aşk ile bir kez “lailahe illallah” diyebilmenin karşılığında; Âlem bahşiş olarak verilse azdır. Meşhur bir söz vardır:

LAİLAHE İLLALLAH kelimesi bütün âleme dağıtılsa, kıyamete kadar geleceklere yeter. . Yeter ve artar bile… Mahşerde LAİLAHE İLLALLAH            kelimesinden başka bir ayakla yürümek mümkün değildir.

            Bu mukaddes kelimenin haricinde her hangi bir yardım ile merhale almak imkânsızdır…

   Bu güzel kelimeyi sadece yalın olarak dil ile tekrar edip, tevhidin derinliğine inmemek, şuuruna vakıf olmamak o yüce hakikate ulaştırmaz…

   Asıl mesele kelime-i tevhid zikrinin kalben devamlılığını sağlamak ve kalbi temizlemektir.

Zikrullahın hakikate ulaşması için FARZ olan hükümler yerine getirildikten sonra, KALB’e girebilecek kötü düşüncelere gönül penceresini kapatmak gerekmektedir. 

Hülasa: Zikrin en faziletli olanı “ Lâ ilâhe illallah”  kelimesidir… Nebî sav efendimiz, “ Benim ve diğer peygamberlerin söylediği en faziletli kelam; Lâ ilâhe illallah sözüdür …”  buyurmuşladır…  (A.B.Hanbel)

“ Hz. Ali ra.; Nebî sav efendimize, Allah’a en yakın, kullarına en kolay olan ibadet ve zikir yolunu sormuş; Cevaben üç kez üst üste” Lâ ilâhe illallah” zikrini tavsıye etmişlerdir.”( Müsned)  Bir başka hadis-i şerifte ;

  “Allah katında en sevimli olan DÖRT kelime vardır… Onlar’da “SÜBHANALLAH…” ELHAMDÜLİLLAH…” “LÂ İLAHE İLLALLAH…” “ ALLAHÜ EKBER…” kelimeleridir. Bunları önce ve sonra söylemekte bir sakınca yoktur… Hangisi ile istersen başlayabilirsin…” (Müslim) buyurulmaktadır…

İHLÂS ve sadakatle “ Lâ ilâhe illallah “ zikrine devam eden kimse affa mazhar olacaktır inşallah…

BESMELE

  Vahy’e mazhar olan Nebî sav efendimize ilk hitab ; “Allah’ın adı ile oku…” âyet-i kerimesidir… Akla gelebilen her türlü iş ve konuda başlangıç, “ BİSMİLLAH” zikri ile olmalıdır…

  “ Besmele çekilmeyen her iş’in kazanç’sız ve nasîb’siz olacağına “ (Suyûtî )  dair Resulullah sav efendimizin uyarısı, ilahî emrin bir gereğidir…

  NEML suresinde Besmele-i şerife nazil olduğu için ittifakla Kur’an ayetlerinden bir parçadır… (Neml, 30)   Hatta Besmele vahyedilmeden bile, Nebî sav efendimiz, yazıştığı tüm muhataplarına, Allahın ismini andıktan sonra (Bismihî teâlâ)  hitâb ederdi…

  Besmele her işin başlangıç zikri olduğu için, İmam-ı Şaf’i’ye göre Besmele ile başlanılmayan namaz bile fâsit’tir… İmam-ı Âzam ise Besmele-i şerif’i, en kuvvetli sünnetlerden sayarak, Namaz, yeme-içme, Kur’an okuma, daha doğrusu her değerli işin başında elzem görmüştür…

  “ Bismillah denilmeden yenen yemek hastalığa çağrıdır ve bereketi yoktur, unuttuğun yerden besmele çek “ihtarı, bizzat Nebî sav efendimiz tarafından yapılmıştır. 

  Eti yenen, av ve kesim hayvanlarının boğazlanmasında, Allah’ın adını anmak ayet gereği  vâcib’tir.. (En’am, 118-121) Mutasavvife, mü’min bir kişinin şeytan’dan korunabileceği en önemli yöntemlerin:

  1-Eûzü Besmele çekmek

  2-Kelime-i şehâdet getirmek

  3- Salt besmele-i şerife getirmekle mümkün olabileceğini belirtmiştir…

  Her derdin bir devası olduğu gibi, şeytanın kötü düşünce aşılamasının önüne geçmek için uygulanacak en basit ilaç ve yöntemin, istiâze diye tanımlanan; Eûzü besmele çekmek olduğu Kur’âni bir tavsıyedir…

  Her türlü maddi ve manevi tehlikelerden korunmak için Allah’a sığınmak şu âyet-i kerimelerde emredilmektedir:

  “Her ne zaman şeytan’dan sana bir vesvese gelecek olursa, hemen Allah’a sığın!.. Çünkü O duaları işitip icabet eder ve her şeyi bilir…   (Âraf, 200)

  “ Sen hemen Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve görendir…”(Mü’min, 56)

  Hz. Meryem’i dünya’ya getiren annesi (Hanne) şey-

tanın şerrinden şöyle Allah’a sığınıyordu.  Âl-i İmran,36:

  “…..Rabbim onu kız doğurdum… Erkek kız gibi

 değildir.…O’na Meryem adını verdim… O’nu ve soyunu

 kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum…”

            Ayrıca, Kur’an-ı Kerim okumaya başlanırken, Eûzü besmele çekmek, Kur’ani bir emirdir…

  “ Kur’an okuyacağın zaman, kovulmuş şeytan’dan Allah’a sığın…”   (Nahl, 98)

  Nebî sav efendimiz; Yemek yerken, öncelikle BESMELE çekilmesini tavsıye ederek,” Besmele ile başlanılan yemekte bereket vardır…” buyurmuşlardır. (E:Davud)

  “ Besmele ile bir insan evine girdiğinde, yemek yediğinde, Allah’ın adını zikrederse, şeytanın şerrinden korunur…” (Müslim) Ayrıca öfke ve sinirlilik anında, bu kötü hal’den kurtulmak için Eûzü besmele çekiniz (Buhari) Hadis-i şerifi ise, terbiye ve zikir metodu için mutlak uyulması gereken bir öğüttür.  Son söz:

 “ Tüm semavi kitapların anahtarı BESMELE’ dir…”  (Suyuti )    

 

.