KENAN RİFAİ SEMPOZYUMU

KENAN RİFAİ SEMPOZYUMU

KENAN RİFAİ SEMPOZYUMU

            Gazetelerin kültür sanat sahifesinde, birkaç gün önce  “ Uluslararası Kenan Rifai sempozyumu” başlıklı bir haber yayınlandı… Sempozyum ; İstanbul Büyükşehir belediyesi- Türk kadınları Kültür derneği – Kerim eğitim kültür ve sağlık vakfı işbirliği ile düzenlenmiş…

            “…Tasavvuf bir gün Akademilerden öğretilecektir…” diyen, 20. Yüzyılın son dönem Osmanlı mutasavvıflarından Kenan Rifâî  sempozyumu, 9 oturumda 40 katılımcı ile gerçekleşecekmiş…

Bazı kalem erbabı, Kenan Rifai’ye olan hayranlığını, onu bu güne kadar tanımamış olmanın hüznü ile hayıflanarak , “ sivil şeyh “ olarak tavsif ediyor… Gerçekten mükemmel bir tanımlama olmuş… Modernitenin sivil şeyhi… Klasik Tarikat geleneğinden gelmeyen, silsilesi olmayan, o dönemin nevzuhur  bir mürşidi…

            Asıl mesleği felsefe olan sivil şeyhimiz, bir anlamda yeni sistemin(1923 devriminin) temsil ehliyeti tanıdığı ve himaye ettiği yeni oluşumların mihmandarı… Öyle bir oluşum ki, sistemle iç içe ve sistemin tavsiye mektubunda ismi baş tarafta yer alan bir yol, bir ekol…

            Üstad Necip Fazıl, Elli yıl önce bu grubun, Dinimiz için tahripkâr bir eda ile neşvünema bulduğunu ihtar etmişti… Aradan neredeyse yarım asır geçti değişen bir şey yok…

            Üstad Necip Fazıl; Kenan Rifai ve müntesiplerini uyarırken iki ana konuya dikkat edilmesini istemişti…

            a-İslam’ın tesettür emrini tağyir ederek, bayanın başını örtmesinin dini bir emir olmadığı konusu,

            b- Kadın-erkek birlikteliği konusunda herhangi bir sakınca görülmemesi…

 

 Bu konuda, elli yıl önceki fotoğraflarda bile kadın-erkek karışık, laik bir edâ ile  Kenan Rifai ve müntesiplerinin fotoğraflarına şahit oluyoruz… O günden bu günlere kadar Kenan Rifai ekolünden yetişen bayan müntesipler için tesettür mecburiyeti (Farzıyyeti) onların inanç dünyasına girmemiştir… Başörtüsü; ”… Bireyin iç dünyanın örtünmesi…” olarak yorumlanmıştır…

            Rifai ekolünün bayan öncüleri, Semiha Ayverdi, Nezihe Araz, Safiye Erol, Sofi Huri, ikinci kuşak Cemalnur Sargut ve ekibinde tesettür kaygısı olmadığı açıktır…

            Semihe Ayverdi’nin yaşamını kitaplaştıran Cemalnur Sargut, Semiha Ayverdi’nin sadece; Namazda, Camide, Kur’an dinlerken başını örttüğünü, bunun dışında Başörtüsü takmadığını net bir biçimde beyan etmiştir…

            Kenan Rifai’nin en yakın talebesi Semiha Ayverdi ve arkadaşlarının ikinci önemli özellikleri ise, Devrin yasalarına itaat etmenin, Allah’a itaat etmekle eş değerde olduğunu deklere etmeleridir…

            Agah Oktay Güner, Ekrem Hakkı Ayverdi, Ergün Göze, Ethem Ruhi Fığlalı, Müjgan Cumbur ve nice ünlü simanın intisap ettiği bu ekol, Tasavvufi bir yol mu yoksa bir fikir etrafında toplanmış fikirdaş topluluğu mu bugüne kadar tam olarak ayrıştırıcı bir belirginlik gözlemlenemedi… Nedeni basit…

            Bu eğilim Tasavvufi bir özelik taşıyorsa, Haram ve Helal hudutlarında ki esneklik tasavvuf geleneğiyle bağdaşmaz… Daha doğrusu Şeriatla çatışan bir tasavvufi gelenekten söz edilemez…

            Son elli yıldır özellikle Kubbealtı ismi ile müsemma bir çatı altında varlıklarını sürdüren; Bürokrasi ve entelektüel dünyada ciddi bir ağırlığa sahip olan bu oluşum, ülkemizde bir türlü dindirilemeyen Başörtüsü zulmünde hangi tarafta yer aldığı merak konusu  doğrusu…

            Milliyetçi-muhafazakâr-Osmanlı muhibbi bir aydın grubundan oluşan aristokratik ve bürokratik yapılanma yarım asır boyunca ciddi mesafeler almıştır… Özellikle TMSF elinde bulunan TV kanallarında arz-ı endam edip Din ve ahlak dersi veren modern bayanlar alınan mesafenin kanıtlarıdır…

            Hayranlık ötesi bir saygı ve muhabbeti hak eden bir yol mu yoksa biraz rezerv konularak araştırılması gereken bir hareket mi araştırmak gerekmektedir…